hakanium etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakanium etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2010 Çarşamba

Felis domesticus

Halk arasında nakörlüğü ile tanınan dünyanın en komik hayvanıdır. Ne zaman çok bunalsam, ya bir kediyle oynarım ya da komik kedi videolarını seyrederim. Çok meraklı olduklarından olmayacak atraksiyonlara girişirler. Sizi güldürürler.

Nankörlüğüne gelince, bu tanım her zaman bana çok saçma gelmiştir. Yani insana has bir duygunun masum bir hayvana yüklenmesi açıkcası cahilce bir ifade diye düşünüyorum. Tabii bir de bencil insanın hükmetme gibi bir dürtüsünden de kaynaklanıyor olabilir. Çünkü kediye hükmedemezsiniz. Şayet bir canlıyı sevecekseniz ya olduğu gibi seversiniz ya da sevmezsiniz. Değiştirmeye kalkmak olmaz.

19 Aralık 2010 Pazar

Stalin'in Tavuğu


Türk insanının şu an içinde bulunduğu aymazlığa çok iyi örnek olacağından bu hikayeyi seçtim. Buyrun okuyun.

Stalin bir gün etrafındaki devlet komuta kademesi üyeleri ile oturup sohbet edip votka çekerken yanındakilere soruyor; "Söyleyin bakalım halkın yönetime baş eğmesi,kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı, nasıl davranmalıdır?"

Her kafadan bir ses çıkıyor,kanundan nizamdan,idamdan,sehpadan,hak
ve hukuktan dem vuruluyor. Stalin dayanamıyor ve onlara "bekleyin beyinsizler" diyor;
Hemen hizmetçiye çağırıp "Çabuk bana bir tavuk getirin..." diyeemrediyor.

Aceleyle getirilen tavuğu zaten kafası iyice dumanlanmış Stalin alıyor ve adamlarının gözleri önünde tavuğun tüylerini tek tek canlı canlı yolmaya başlıyor.Tüm tüyleri yolunan tavuğu odanın ortasına salıveriyor ve "seyredin" diyor Stalin.

Mustafa KEMAL ATATÜRK

Şimdi efenim Mustafa Kemal çok renkli ve bir çok konuda yardırmış bir dahi olarak, bu ülkenin ümmeti muhammed temelleri üzerine kurulduğunu sanan cahil yurdum insanına 10 gömlek büyük gelmiş bir şahsiyettir. Atatürk'ün bu millete giydirdiği gömlek yine 10 numara büyük geldiğinden çıkarıp atıyor ve cüppe peşinde koşuyor.

Aslında bu duruma pek de şaşırmamak lazım. Çünkü batı (dış mihraklar dediğimiz şey) 1. dünya savaşından beri türkiye ile uğraşıyor. Mesela Atatürk öldükten sonra daha 8 sene falan geçmişti ki, onun kapattığı tekke ve zaviyelerin hepsi açıldı, Atatürk heykelleri yıkılmaya ve ortalık din iman elden gidiyor diye bağırmaya başlayan yobazlarla dolup taşmaya başlamıştı. (Menderes döneminde oluyor bunlar)

Bugün bakıyoruz yine aynı manzara. Emperyalist ülkelerin türklere uyguladığı "Şuursuzlaştırma politikası" neticesinde dine ağırlık verildi ve dil yozlaştırılmaya başlandı. Çünkü bir ulusu çökertmenin en iyi yolu budur. İnsanların çevresinde toplandığı milli değerlere saldıracaksın ve eleştiri adı altında psikolojik savaş yürüteceksin.

Doğrularımız ne kadar doğru?

İki nokta arasındaki en kısa mesafeye doğru deniyor. Bu teknik bir açıklama. Ve bu açıklamaya göre doğru kavramını yaşama endekslersek, sonuca ulaşmak için en kısa yolu kullanmak anlamına da gelebilir. Ama batı kültüründe amaca ulaşmak için her yol mübahken, doğu kültüründe (doğu derken araplardan bahsetmiyorum) hedefe ulaşmaktan ziyade gittiğin yol önemlidir.

Benim hayat felsefem ve genel olarak fikrim de gidilen yolun önemli olduğudur. Çünkü sosyal ilişkiler iki nokta arasındaki en kısa mesafeye göre şekillenecek basit şeyler değillerdir. Ama vahşi kapitalizm ve popüler kültürün bize öğrettiği, gemiyi kıyıya yanaştımanın önemli olduğudur. Bu yüzden bu sistem içinde birilerinin üzerine basmadan bir yerlere gelmek mümkün değildir. Ancak hedeflediğimiz şeyler gerçekten de uğruna her şeyi ezip geçmemizi gerektirecek kadar değerli midir o tartışılır.

Neden Çamur?

Atalarımız hayatın temel ihtiyacı olan su ve toprağa özel bir önem vermişlerdi. Aslında haksız da sayılmazlardı. Çünkü su ve toprak birleşince her yer yeşeriyor ve hayat veriyordu. Su ve toprak birleşince çamur oluyor ev yapılıyordu, çanak çömlek yapılıp içinde yemek pişiyordu. Zaten günümüze kadar gelen en büyük efsaneler dicle, fırat, nil gibi sulak ve bol çamurlu bölgelerden çıkmıştır. Bu sebeple tanrının insanı çamurdan yarattığı düşüncesi binlerce yıl önceki insanların çamura olan şükran borçlarıdır. Çünkü çamurun hayat kaynağı olduğunu gördüklerinden tanrının da insanı çamurdan yarattığı gibi bir inanışları olması doğaldır.